Haber Üsküdar: Azra Ediz

İstanbul’da üniversite sayısının her geçen yıl artması, kentin eğitim merkezi olma iddiasını güçlendirirken, sürecin plansız ilerlemesi şehir yaşamı ve öğrenciler açısından yeni sorunları da beraberinde getiriyor. Üniversiteleşme politikalarının sürdürülebilirliği, kentleşme, istihdam ve bölgesel kalkınma ilişkisi üzerinden yeniden tartışılıyor.

İstanbul’da 13’ü devlet, 44’ü vakıf olmak üzere tam 57 üniversite var

İstanbul tam anlamıyla bir üniversite kentine dönüşmüş durumda. 2025 yılında öğrenci alan 12 devlet üniversitesi şöyle sıralanıyor: Boğaziçi Üniversitesi, Galatasaray Üniversitesi, İstanbul Medeniyet Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Marmara Üniversitesi, Milli Savunma Üniversitesi, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Türk-Alman Üniversitesi, Yıldız Teknik Üniversitesi. 13. devlet üniversitesi olan Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi ise henüz öğrenci almadı.

Vakıf üniversiteleri de alfabetik olarak şöyle sıralanıyor: Acıbadem Üniversitesi, Altınbaş Üniversitesi, Bahçeşehir Üniversitesi, Beykoz Üniversitesi, Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Biruni Üniversitesi, Demiroğlu Bilim Üniversitesi, Doğuş Üniversitesi, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi, Fenerbahçe Üniversitesi, Haliç Üniversitesi, Işık Üniversitesi, İbn Haldun Üniversitesi, İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi, İstanbul Arel Üniversitesi, İstanbul Atlas Üniversitesi, İstanbul Aydın Üniversitesi, İstanbul Beykent Üniversitesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi, İstanbul Esenyurt Üniversitesi, İstanbul Galata Üniversitesi, İstanbul Gedik Üniversitesi, İstanbul Gelişim Üniversitesi, İstanbul Kent Üniversitesi, İstanbul Kültür Üniversitesi, İstanbul Medipol Üniversitesi, İstanbul Nişantaşı Üniversitesi, İstanbul Okan Üniversitesi, İstanbul Rumeli Üniversitesi, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, İstanbul Sağlık ve Teknoloji Üniversitesi, İstanbul Ticaret Üniversitesi, İstanbul Topkapı Üniversitesi, İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi, İstinye Üniversitesi, Kadir Has Üniversitesi, Koç Üniversitesi, Maltepe Üniversitesi, MEF Üniversitesi, Özyeğin Üniversitesi, Piri Reis Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi, Üsküdar Üniversitesi, Yeditepe Üniversitesi.          

İstanbul’da üniversite sayısının her geçen yıl artması, kentin eğitim merkezi olma iddiasını güçlendirirken bu sürecin şehir yaşamı üzerindeki etkileri de tartışma yaratıyor. Üniversiteleşme politikalarının sürdürülebilir olup olmadığı ise hem şehir planlaması hem de kent yaşamı üzerindeki etkileri açısından önemli bir soru olarak öne çıkıyor.

Doç. Dr. Cem Tutar: “Sürdürülebilir şehir kavramını üniversiteler üzerinden de okuyabiliriz”

Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Cem Tutar, sürdürülebilir şehir kavramının üniversiteler üzerinden de okunabileceğini belirtti. Üniversitelerin yalnızca eğitim veren kurumlar olmadığını vurgulayan Tutar, bu yapıların aynı zamanda kültürün aktarıldığı alanlar olduğunu ifade etti.

“Üniversiteler entelektüel birikimin üretildiği, aynı zamanda bir sosyalleşme ve kültür aktarım alanıdır” diyen Tutar, özellikle büyük şehirlerde üniversite yaşantısının öğrenciler için kentlilik bilinci kazandıran önemli bir süreç olduğuna dikkat çekti. Kentleşme ve kentlileşme kavramlarının birbirinden farklı olduğunu ifade eden Tutar, “Kentleşme fiziki bir süreçtir, yapıların çoğalmasıyla ilgilidir. Kentlileşme ise kente ait davranış biçimlerinin öğrenilmesi ve benimsenmesi anlamına gelir” dedi. Üniversitelerin modern dönemdeki kentlileşme sürecinde önemli bir rol üstlendiklerini belirten Tutar, farklı şehirlerden gelen öğrencilerin üniversiteler aracılığıyla kentin kültürünü tanıdığını ifade etti.

Türkiye’de 2000’li yıllardan sonra hız kazanan üniversiteleşme sürecine de değinen Tutar, bu artışın bazı yapısal sorunları beraberinde getirdiğini söyledi. “Niceliğin artmasıyla niteliğin artması her zaman aynı anda gerçekleşmiyor” diyen Tutar, akademik personel yetersizliği ve fiziki altyapı sorunlarının bu süreci zorlaştırdığını dile getirdi.

Üniversiteler arasında ciddi imkân farkları oluştuğunu belirten Tutar, “Bir yanda kampüs olanakları güçlü, kente entegre olabilen üniversiteler var; diğer yanda ise fiziki koşulları ve kültürel altyapısı yetersiz üniversiteler çoğalıyor” dedi. Bu durumun öğrencilerin üniversiteden alması gereken bilgi ve kültür aktarımını eksik bıraktığını ifade eden Doç. Dr. Cem Tutar, üniversiteleşmede bölgesel ve tematik planlamanın önemine de değindi.

“Bölgesel ve tematik üniversitelerin kurulması gerekiyor”

“Türkiye’de bölgesel ve tematik üniversitelerin kurulması gerekiyor” diyen Tutar, her şehirde aynı bölümlerin açılmasının ciddi sorunlar yarattığını belirtti. “Hizmet sektörü ve iletişim alanları büyük metropollerde yoğunlaşmış durumda. Buna rağmen Türkiye’nin her yerinde iletişim fakülteleri açılıyor ve bu öğrenciler staj yapacak yer bile bulamıyor” ifadelerini kullandı.

“Üsküdar Üniversitesi Türkiye’deki ilk tematik üniversitelerden biri”

Tematik üniversitelerin bu noktada önemli bir model sunduğunu belirten Doç. Dr. Tutar, Üsküdar Üniversitesi’ni örnek gösterdi: “Üsküdar Üniversitesi Türkiye’deki ilk tematik üniversitelerden biri. Psikoloji ve davranış bilimleriyle iletişim bilimleri birbirini tamamlayan alanlar olarak yapılandırılmış. Bu sayede kurumun kendi içinde bir etkileşim alanı oluşuyor ve bu doğrudan öğrenciye yansıyor” dedi.

Bölgesel kalkınma planlarıyla uyumlu üniversitelerin kurulması gerektiğini vurgulayan Cem Tutar, “Doğu’da tarım, ziraat ve veterinerlik; Akdeniz’de turizm ve dil odaklı; metropollerde ise hizmet sektörüyle ilişkili alanlarda uzmanlaşmış üniversiteler kurulmalı” dedi. Tematik üniversitelerin hem şehirle hem de birbirini tamamlayan disiplinlerle daha sağlıklı bir ilişki kurabileceğini belirtti.

“Üniversiteleşme politikaları, şehir planlaması, istihdam ve bölgesel kalkınma stratejileriyle birlikte ele alınmalı”

Doç. Dr. Cem Tutar’a göre, üniversiteleşme politikaları, şehir planlaması, istihdam ve bölgesel kalkınma stratejileriyle birlikte ele alınmadığı sürece hem şehirler hem de gençler açısından sürdürülebilir bir yapıdan söz etmek zorlaşıyor. “Bu kadar çok öğrenciyi üniversiteye alıyorsunuz ama mezun olduktan sonra bu insanlar nerede çalışacak?” diye soran Tutar, bugün Türkiye’de binlerce üniversite mezununun işsiz olmasının bu politikanın sürdürülebilir olmadığını gösteren en temel göstergelerden biri olduğunu söyledi. Üniversitelerin yalnızca öğrenci alan yapılar olarak değil, bulundukları şehre kattıkları değer üzerinden de değerlendirilmeleri gerektiğini vurgulayan Tutar, “Eğer bir üniversite şehrin trafiğini artırıyor, konut sorununu derinleştiriyor ama karşılığında kültürel, sosyal ya da ekonomik anlamda nitelikli bir katkı sunmuyorsa, o üniversite- şehir ilişkisi sürdürülebilir olmaktan çıkar” ifadelerini kullandı.