İstanbul’da çalış başka şehirde uyu: Şehirlerarası işçilik giderek yaygınlaşıyor
25.01.2026 13:45

İstanbul’da çalış başka şehirde uyu: Şehirlerarası işçilik giderek yaygınlaşıyor


Haber Üsküdar: Zeynep Deniz

İstanbul’da artan kira ve yaşam maliyetleri, dar ve orta gelirli çalışanları yeni çözümlere yöneltiyor. İstanbul’da çalış, başka şehirde uyu olarak tanımlanan bu yeni düzende “şehirlerarası işçiler” olarak adlandırılan çalışanlar işlerini İstanbul’da sürdürürken yaşamlarını çevre şehirlerde devam ettiriyor.

Mesai İstanbul’da, ev başka şehirde

İstanbul’da artan kira fiyatları, yaşam şartları ve maliyetler çalışanları yeni arayışlara itiyor. Giderek artan kira giderleri ve koşullar sebebiyle binlerce işçi, çalışma hayatını İstanbul’da sürdürürken yaşamlarını Kocaeli, Yalova, Tekirdağ gibi çevre illerde ve hatta daha uzak şehirlerde sürdürüyor. Bazıları haftalık düzenle çalışırken, bazıları 24 saatlik vardiyaların ardından memleketlerine dönüyor.    

İstanbul, maaştan fazla kiranın ödendiği 6 arasında

2025 yılında Euronews haber sitesinde yayımlanan bir habere göre, İstanbul’da kiraya harcanan ortalama ücret, ortalama maaştan daha fazla. İstanbul, kiralar açısından en pahalı altıncı şehir olarak görünüyor. Bu durum çalışanları alternatif arayışlara itiyor. İstanbul’da çalışan bir fabrika işçisi şunları anlatıyor: “İstanbul’da çalışıyorum ama burada ev tutmak mümkün değil. Kira maaşı geçti. Haftada üç gün çalışıyorum, vardiya bitince memleketim Yalova’ya dönüyorum. Yorucu ama başka çarem yok,”

Uzun yolculuklar, kısıtlı sosyal hayat

Şehirlerarası işçiliğin artmasında ulaşım olanaklarının gelişmesi de etkili oluyor. Hızlı tren, sık otobüs seferleri ve özel servisler mesafeleri kısaltsa da uzun yolculuklar çalışanlar üzerinde ciddi bir yük oluşturuyor. Günde 4–6 saatini yolda geçiren işçiler, sosyal hayata ve dinlenmeye yeterli zaman bulamadıklarını ifade ediyor. Yaşamını sürdürmeye çalışan binlerce işçi, hem uzun yolculukların getirdiği yorgunlukla hem de artan hayat pahalılığıyla mücadele ediyor.

Bir özel güvenlik görevlisi, “Ev kirası vermiyorum ama yol ve yorgunluk başka bir bedel. Her gün Kocaeli’den İstanbul’a çalışmak için geliyorum. Çocuklarımı çoğu gün uyanık göremiyorum” diyor.

Uzaktan çalışma da bir alternatif olarak yaygınlaşıyor

Bir bilgisayar mühendisi, “Başka bir ilde yaşamak bana ciddi ekonomik avantaj sağladı. Ailemle birlikte yaşadığım için kira ödemiyorum ve bu sayede hem kendime hem de sosyal hayatıma daha fazla bütçe ayırabiliyorum. İstanbul’da yaşasaydım, bekar olarak geçimimi sağlayabilirim ama şu anki yaşam standardımı korumam mümkün olmazdı.  Uzaktan çalışmak hayatımı kolaylaştırdı, maddi ve zamansal açıdan sosyal hayatıma daha çok alan açabiliyorum. Ancak ofisten ve çalışma arkadaşlarından uzak olmak sosyalliği sınırlıyor ve anlık bilgi paylaşımı zorlaşıyor” diyor. Uzaktan ve Home Office çalışanlar da bu yeni düzenin sosyal etkilerini hissediyor. Ofis ortamından uzak kalmak, ekip içi iletişimi ve mesleki dayanışmayı zayıflaştırırken, çalışanlar zamanla iş hayatında yalnızlaşma hissi yaşayabiliyor.

“Şehirlerarası işçilik: Modern kentin görünmeyen bedeli”

Şehirlerarası işçiliğin yarattığı sorunlar konusunda Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Cem Tutar’ın değerlendirmelerini aldık. Kent çalışmaları yapan ve Üsküdar Kent Konseyi üyesi olan Cem Tutar’a göre, insanların bir şehirde çalışıp başka bir yerde yaşaması yeni bir olgu değil. Bu durumun temelleri, 20. yüzyıl başındaki modernist kent planlamalarına dayanıyor: “Modernist şehir planlamasında kent, insanın ihtiyaçlarından çok işlevsellik üzerinden kurgulandı. İnsan gündüz çalışmak için kente geliyor, akşam şehri terk ediyor. Bugün yaşadığımız tablo bunun güncellenmiş hâli.”

Cem Tutar, Fransız mimar Le Corbusier gibi modernist planlamacıların endüstriyel kent tasarımlarının, insanı merkeze almayan bir yaşam düzeni yarattığını ifade ediyor. İstanbul gibi metropollerin artık tek merkezli kentler olmadığını belirten Tutar, İstanbul’un Tekirdağ’dan Gebze’ye kadar uzanan bir yaşam hattına dönüştüğünü söylüyor. “İnsanlar şehir merkezlerinde çalışıyor ama barınma maliyetleri nedeniyle şehrin çeperlerine, hatta başka şehirlere yerleşmek zorunda kalıyor. Bu durum sosyal hayatı, aile yaşamını ve sağlığı doğrudan etkiliyor” diyor.

“Uzun çalışma saatleri ve yolda geçen hayatlar”

Türkiye’de haftalık çalışma süresinin hâlâ 45 saat ve üzerinde olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Cem Tutar, Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında bu sürenin oldukça yüksek olduğunu vurguluyor. “İnsanlar sabah gün doğmadan yola çıkıyor, gece yarısı eve dönüyor. Günün büyük bölümü işte ve yolda geçiyor. Bu hem fiziksel hem de psikolojik olarak yıpratıcı bir düzen” diyor. İstanbul’un kendi içinde bile ulaşımın zor olduğuna dikkat çeken Cem Tutar, şehirlerarası yolculuk yapan çalışanlar için bu yükün katlanarak arttığını ifade ediyor.

“Bu düzen toplumsal hastalıklar üretiyor”

Şehirlerarası işçiliğin yalnızca bireysel değil, kolektif toplumsal sonuçları olduğuna dikkat çeken Cem Tutar, artan depresyon, yalnızlık ve gelecek kaygısının bu yaşam biçiminin bir ürünü olduğunu söylüyor: “Uyku düzensizliği, sürekli yorgunluk, kaygı bozuklukları ve yalnızlık hissi günümüz toplumunun ortak ruh hâli hâline geldi. Bu bir bireysel sorun değil, toplumsal bir rahatsızlıktır.”

Tutar’a göre uzun çalışma saatleri ve şehirlerarası yaşam, aile içi ilişkileri de olumsuz etkiliyor: “İnsanlar ne kendine ne ailesine zaman ayırabiliyor. Bu durum çocukların gelişimini, aile içi ilişkileri ve toplumsal dayanışmayı zayıflatıyor.” Tutar, bu koşulların uzun vadede şiddet, mutsuzluk ve toplumsal yabancılaşma gibi sorunları da beraberinde getirdiğini belirtiyor.

“Asgari ücret ve konut politikaları yeniden düzenlenmeli”

Metropol yaşamında asgari ücretin yetersiz kaldığını ifade eden Tutar, ücret politikalarının şehirlerin yaşam maliyetlerine göre belirlenmesi gerektiğini savunuyor. “İstanbul gibi kentlerde tek tip asgari ücretle yaşam mümkün değil. Konut politikaları, kira piyasası ve çalışma koşulları birlikte ele alınmalı” diyor. Doç. Dr. Cem Tutar’a göre çözüm, yalnızca bireysel uyum stratejilerinde değil; örgütlü toplumsal taleplerde ve kamusal politikalarda yatıyor. Tutar, “İnsanların daha insani çalışma saatlerine, barınabilecekleri konutlara ve kendilerine zaman ayırabilecekleri bir yaşama ihtiyacı var. Aksi hâlde bu düzen sürdürülebilir değil” diye ekliyor.