Toplumsal cinsiyet eşitsizliği en çok ekonomik haklar alanında kendini gösteriyor
26.01.2026 12:59

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği en çok ekonomik haklar alanında kendini gösteriyor


Haber Üsküdar: Zeren Akçubuk

Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitsizliği pek çok alanda kendini gösteriyor. Bu eşitsizlik en çok ekonomik haklar alanında görünür hale geliyor. Kadın çalışanlar üzerine yapılan araştırmalar, özellikle istihdam, sosyal güvenlik ve bakım emeği üzerinden şekillenen yapısal eşitsizliklerin kadınların hayatını doğrudan etkilediğini ortaya koyuyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 6 Mart 2025 tarihinde yayımlanan İstatistiklerle Kadın, 2024 araştırmasına göre, kadınların istihdam oranının erkeklerin yarısından daha az olduğu görülüyor. 2023 yılında 15 ve daha yukarı yaştaki kadınların yalnızca yüzde31,3’ü ücretli işte çalışırken bu oran erkeklerde yüzde 65,7’ye yükseliyor..

Arca Begüm Bayır: "Pandemi süreci, kadınların gücünden çekilmesine yol açtı"

Özyeğin Üniversitesi’nde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Uzmanı olarak çalışan Arca Begüm Bayır ile Türkiye’de toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda yaşanan sorunları konuştuk. Kendisine, “Araştırmalarınıza göre son yıllarda toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda ilerleme mi var yoksa  gerileme mi?” diye sorduğumuzda, Toplumsal cinsiyet eşitliği alanında yaşananları yalnızca ‘ilerleme’ ya da ‘gerileme’ olarak tanımlamak yeterli değil. Araştırmalar, bazı alanlarda sınırlı ilerlemeler olduğunu gösterirken, genel çerçevede özellikle son yıllarda ciddi gerilemeler yaşandığını ortaya koyuyor. Bu noktada, ilerleme ve gerilemeden ne anlaşıldığı, hangi alanların ve hangi politika başlıklarının değerlendirildiği büyük önem taşıyor” diye cevaplıyor.

Arca Begüm Bayır, özellikle COVID-19 sonrasında ciddi sıkıntılar yaşandığına dikkat çekiyor.Pandemi süreci, kadınların hem gücünden çekilmesine hem de ev içi bakım yükünün artmasına yol açtı. Bu durum, hâlihazırda kırılgan olan kadın istihdamını daha da zayıflattı.”

“Kadınların en çok dezavantaj yaşadığı alanların başında ekonomik haklar geliyor”

Arca Begüm Bayır, kadınların en çok ekonomik haklar alanında dezavantaj yaşadıklarını söylüyor: “Çalışma hakkına ve sosyal güvenceye erişimi olmayan kadınlar, hayatın hemen her alanında daha kırılgan bir konuma sürükleniyor. Sosyal güvenceden yoksunluk, kadınların şiddete maruz kalma olasılığını artırırken, psikolojik olarak tükenmişlik ve depresyon riskini de yükseltiyor. Ekonomik bağımsızlık yalnızca bireysel bir kazanım değil; kadınların şiddetten uzak, sağlıklı ve güvenli bir yaşam sürebilmelerinin de temel koşullarından biri olarak öne çıkıyor.”

“Ekonomik krizler en çok kadınları etkiliyor”

Arca Begüm Bayır, ekonomik krizlerden en çok kadınların etkilendiğini şu sözlerle anlatıyor: “Ekonomik krizlerin kadınları erkeklere kıyasla daha ağır etkilemesinin temel nedenlerinden biri bakım emeği. Tarihsel süreçte kadınlar, bir yandan ev içi ücretsiz emekle yükümlü kılınırken, diğer yandan ihtiyaç duyulduğunda çalışma hayatına dâhil edilen bir konumda tutuldu. Kriz dönemlerinde ise bu tablo tersine dönüyor. Bakım emeğinin neredeyse tamamı kadınlar tarafından üstleniliyor. Kadınlar hem evde ücretsiz emek verirken hem de dışarıda çalıştıklarında çifte mesai yapmak zorunda kalıyor. Ekonomik kriz dönemlerinde istihdam daraldığında ise ‘zaten evde sorumlulukları var’ algısıyla ilk gözden çıkarılan grup kadınlar oluyor. Kadınlar otomatik olarak eve dönüyor; ancak bu dönüş, ücretsiz emeğin kesintisiz şekilde devam etmesi anlamına geliyor.”

“Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yeniden üretildiği alanlardan biri de medya dili”

“Medyanın kullandığı dil toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştiriyor mu?” şeklindeki sorumuzu cevaplandıran Arca Begüm Bayır, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yeniden üretildiği alanlardan birinin medyanın dili olduğun söylüyor. “Medyanın kullandığı dil, toplumsallaşma süreçler üzerinde son derece belirleyici bir etkiye sahip. Haber dili, bir durumu olağanlaştırabiliyor ya da ayrımcı bir çerçeveye oturtabiliyor. Örneğin bir trafik kazasında erkek sürücü söz konusu olduğunda genellikle ‘Trafik kazası meydana geldi’ ifadesi kullanılırken, kazayı yapan kadın olduğunda cinsiyetin özellikle vurgulandığı görülüyor. Bu durum, kadının ‘kadın olduğu için’ hata yaptığı algısını güçlendiriyor. Benzer bir yaklaşım, çalışan anneler için de geçerli. Bir çocukla ilgili yaşanan bir problemde, sorumluluk çoğu zaman ‘ilgisiz anne’ başlığıyla anneye yüklenirken, babanın sorumluluğundan hiç söz edilmiyor. Bu dil, bakımın tek sorumlusunun kadın olduğu algısını pekiştiriyor.”