Kadının kendi bedeni üzerindeki söz hakkı sınırlı
Haber Üsküdar: Hatice Boyun
Doğum oranları düşerken kadınların üreme sürecindeki yükü ve baskısı artıyor. Uzmanlar, hamilelikten doğuma, lohusalıktan kürtaja kadar kadınların kendi bedenleri üzerindeki karar hakkının fiilen sınırlandığını ve üreme sağlığı politikalarında kadının geri planda bırakıldığını vurguluyor.
Doğum oranları sürekli düşüyor

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 13 Mayıs 2025 tarihinde açıklanan Doğum İstatistikleri, 2024 isimli rapora, doğurganlık hızı son 10 yılda düzenli olarak geriledi. 2015 yılında 2,16 olan doğurganlık hızı bu tarihten itibaren sürekli gerilemeye başladı ve 2024 yılında 1,48’e kadar düştü.
“Birçok kadın toplumsal baskılar nedeniyle bu sürece giriyor”
Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Tuğba Yılmaz Esencan, hamilelik ve doğum sürecinde kadınların kendi bedenleri üzerindeki karar hakkının yeterince tanınmadığını belirtiyor ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin, üreme sağlığı hizmetlerinde kadınları geri plana ittiğini vurguluyor. “Birçok kadın, anne olmaya gerçekten hazır olup olmadığını sorgulamadan, toplumsal baskılar nedeniyle bu sürece giriyor. Karar mekanizmalarında kadın geri planda kalıyor” diyen Dr. Esencan, bu durumun bilimsel verilerle de desteklendiğini ifade ediyor.
“Anne geri planda, bebek ve eş öncelikli”
Doğum sürecinde bebeğin ve erkeğin ihtiyaçlarının önceliklendirildiğini belirten Tuğba Yılmaz Esencan, annenin fiziksel ve psikolojik ihtiyaçlarının çoğu zaman göz ardı edildiğini söylüyor. Bu durumun, doğum sonrası depresyonun temel nedenlerinden biri olduğuna dikkat çekiyor.
“Kürtaj yasal ama fiilen erişilemez durumda”
Türkiye’de kürtaj yasal olarak hamileliğin ilk 10 haftasına kadar mümkün olmasına rağmen, birçok kamu hastanesinde bu hizmete erişimin zor olduğu ifade ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre dünya genelinde her yıl yaklaşık 73 milyon kürtaj gerçekleşiyor. Türkiye’de ise güncel ve şeffaf kürtaj verilerinin paylaşılmaması, kadınların bu hakka erişimini daha da görünmez kılıyor. Doç. Dr. Tuğba Yılmaz Esencan, “Sağlık çalışanı etik gerekçeyle kürtaj yapmak istemeyebilir ancak kadının bu hizmete ulaşmasını sağlamakla yükümlüdür. Uygulamada yaşanan sevk zinciri sorunları, kadınları özel kliniklere ya da güvensiz yöntemlere itiyor” diyor.
“HPV aşısı ücretsiz olmalı”
Rahim ağzı kanserinin en önemli nedeni olan HPV’ye karşı geliştirilen aşının Türkiye’de hâlâ ulusal aşı takviminde yer almaması eleştiriliyor. Uzmanlara göre HPV aşısı yalnızca kadınlar için değil, erkekler için de temel bir sağlık hakkı. “HPV erkekler tarafından taşınıyor. Sadece kadınları hedef alan bir yaklaşım bilimsel olarak eksik” diyen Doç. Dr. Esencan, aşının ücretsiz ve yaygın hale getirilmesi gerektiğini vurguluyor.
“Menopoz ve lohusalık yok sayılıyor”
Menopozun toplumda hâlâ ‘işlev kaybı’ gibi algılandığını belirten Doç. Dr. Tuğba Yılmaz Esencan, bu dönemin kadın sağlığında yeni bir evre olduğunu söylüyor. Benzer şekilde lohusalık dönemi de performans odaklı sağlık sistemi nedeniyle yeterince izlenmiyor. “Almanya gibi ülkelerde doğum sonrası ilk üç ay boyunca ebeler tarafından ev ziyaretleri yapılırken, Türkiye’de kadınlar bu süreci çoğu zaman yalnız atlatıyor” diyen Esencan, lohusalık dönemine yönelik bütüncül bir sağlık politikasına ihtiyaç olduğunu ifade ediyor.
